Selam 🙂

Kazdağları’nda ”Sonsuz Olasılıklar Festivali” diye bir festivaldeyim. Burada ses terapisinden,pleiades’e,kokuların bilinçaltı tedavisinde kullanılmasından,astrolojinin tasavvufla olan ilgisine kadar , bir sürü ”spiritüel” konu hakkında seminerler ve uygulamalar,sohbetler yapılan bir festival var. Ayrıntıları merak edenler için BURADAN sayfasına gidebilirsiniz.

Bu festivalin ilk günü zaten rüya gibi geçmişken, kalbime döndüren, şükür sunduran bir çok şey  yaşıyorken, dün akşam (6.09.18), günün kapanışı Hakan Mengüç’ün ”Sufi Düşünce ve Mevlana Öğretisi Açık Havada Sema Gösterisi Eşliğinde Ney Dinletisi”ne katılma fırsatı buldum. Kendisinin ”Ben Ney’im” (sipariş için tıkla) isimli adlı bir kitabı da var. Benim okumaya henüz fırsatım olmadı. Ama en yakın zamanda okunacaklar listemde.
Kendisi Neyzen,yazar,Sufi. İsteyenler bu linkten Sufi öğretilerini verdiği eğitim tarihlerine ulaşabilirler.

Buradan da kendisine bizle yaptığı güzel sohbet için, ilmini ve nefesini,neyini bizimle paylaştığı için tekrar teşekkür ederim.

Öncelikle ney dinletisi ile başladı. Kapattım gözlerimi, bıraktım kendimi o sese.

Mesnevi de DİNLE! diye başlarmış zaten…

”Bişnev in ney çün hikayet miküned
Ez cüdahiya şikayet miküned”
(Dinle, bu ney neler hikayet eder,ayrılıklardan nasıl şikayet eder)

Ne demiştim? Bıraktım kendimi o sese, beni alsın götürsün ayrı düştüğüm o yere götürsün diye…
Oraya var mı giden bir yol?

”Bu yol akıl yolculuğu değil, kalp yolculuğudur.Bu yüzden kılavuzun daima yüreğin olsun,omzunun üstündeki başın değil.”
Başımızın üstünde hep kalbimizin yeri olsun.

Hakan Mengüç bize bir Ney’in 3 sene süren yolculuğunu anlattı.1001 gün yolculuğu… Bu Ney, bildiğimiz kamış, hiçbir özelliği olmayan bir kamış ama O’nu görebilene, her şey O’ndan. Bu kamış koparılır getirilirmiş dergaha, zaten ilk orda başlarmış işte çıkardığı o yanık sesin özelliği. Ayrıldığı yere geri dönme hasretinden. Sonra kabuklar atılana kadar bu NEY öyle bir yere bırakılır, bazen güneşe çıkarılır, kuruması beklenirmiş. Kurusun ki bomboş olsun, ve kendi kendine kurusun. Bu kabukların egoyu temsil ettiği söylenir. HİÇ olmaya giden yolculukta, atacaksın ki kabuklarını, ulaşasın içliğe. Orası nasıl olur deme… Zaten ben onu anlatamam, sen de yaşasan, zaten sormazsın. Sonra üstüne açılan 7 delik ”7 nefis mertebesini” temsil edermiş. Sonra da ucuna dervişlerin kavuğuna benzer bir şey takılıp,tamam artık neyimiz üflenmeye hazır olurmuş.

Sufi dergahlarına da eskiden böyle girilirmiş. Kapıdan girene ”Sen hiç aşık oldun mu?” diye sorarlarmış, hayır diyeni gönderir, bi ol da gel,yan da gel derlermiş ve o yolculuk da 1001 gün sürermiş.

Neyse… Ney’se…
Nereyeymiş bu yolculuk,

Dedi ki bir ses:
”Kendimden başka kimsem kalmayınca,kendimi kucaklayıverdim,her şeyi yaktım,kendime döndüm.”

Onca yolu bunu idrak etmek için mi gittim? Yürüdüm dolaştım,yandım kül oldum, kendime döndüm. O’nu arar idim, kendimde buldum.
Derdimin bana derman olduğunu bilirdim de , artık bunun idraki ile varoldum.
Zamanlamayı anlamak biraz zaman aldı ama, en doğrusu neyse öyle oldu.

Hamdım,piştim…Hala yanıyorum.

Şükürler olsun.

öyle işte dostlar.

selam olsun.