Çok düşünüyoruz.

Çok düşünüyorum,düşündüklerimi bazen paylaşmak istediğim insanlarla paylaşmak istediğim formlarda (konuşma,yazı,sanat vs) paylaşıyorum. Fakat bir süre sessizleştiğimde farkına varıyorum, her seferinde; bütün bu düşünülenlerin,konuşulan,paylaşılanların hiçbir önemi yok. Çünkü her şey neyse O. Her şey zaten olması gerektiği gibi,hep öyleydi,şuan öyle,olması gerektiği gibi olmaya devam ediyor. Yani en sonunda bana kalan sadece olanı farkında olarak izlemek oluyor. Olanı izlediğim an yOL bence. Ve varacağım yerin bile benim kontrolümde olmadığını bilmek,beni özgürleştiriyor.

İnsanım,buradayım,materyal bi boyutta,materyal bir bedende,sonsuz bir bilincim. Yani ne sonsuzluğumu reddedebilirim, ne de sınırlarımı. İyisi mi ben dengede olayım. Bilicimin farkında olanla.bedenimin farkında olanda.Dengede.İnsanım,bazen orası ağır basar, bazen burası; iyisi mi, aradaki farkı kapatabildiğim kadar kapatmak benim hedefim olsun,o hedefe giden yOL ise, var-OL-uş şeklim olsun. Kafam karıştığında uzaklaşıp, “Ah,Ezgi’nin kafası karışık” diyim. Diyim ki, kafası karışık olanın ben olmadığını hatırlayıp Ezgi’ye hissettiğini düşündüğü hissetmesi için alan tanıyayım. Böylece içinden birlikte geçer,birlikte ilerleriz tekamülümüzde. Denge denge derlerdi ya, küçüklüğümden beri yin-yangı çok severim ya, 25yaşımda nasip oldu gerçekten dengeyi bi ucundan yaşamaya başlamak,öyle engin bir okyanusmuş ki bunu olmak, ne kadar oldukça o kadar olmadığımı anlıyorum. Böylece hep öğrenmeye aç ve açık kalıyorum, her yeni bir şey öğrendiğimde,hiçbir şey bilmediğimi öğreniyorum.Üstümden bir şeyler çıkardıkça,aslında ne kadar ağırlık taşıyormuşum,onu anlıyorum. Çıkardıkça ağırlaşıyor ama çıkardıkça hafifliyor. Bir şeyler yapıyorum,sonra onlara doğru-yanlış diye etiket takıyorum, ama farkındalıkmış ya,etiketleri yakıp yok eden,dengeye,sevgiye getiren.

Sahi koşulsuz sevgi de neymiş? İnsanoğlu hiç sevebilir mi koşulsuz?

“Ama ben sadece varolduğu için seviyorum” 

Anladım. Oradaki “varoluş” insanın bu boyuttaki koşulu değil mi işte. Bi aşınca bu ilüzyonu, o zaman anlayacağız en az koşullu sevginin,koşulsuz sevgi olduğunu. Ama bu b’aşka bi yazının konusu olsun.

 

Seoul, nehir kenarında ne güzel aktı içime güneş,nasıl toprak koktu yine ayaklarım,Allah’ım şükürler olsun. Ne olursa olsun dışarda,özüm hep merkezde.

Canım Erykah Badu, ne güzel söylüyor (Bu blogu nasıl yazdım,izlemek için BURAYA TIKLAYABİLİRSİN) 💜

Sonbaharın 50 tonu

Time to save the world (dünyayı kurtarma vakti)
Where in the world is all the time (bütün bu zaman nereye gitti)
So many things i still dont know, (hala bilmediğim çok şey var)
So many times i’ve change my mind (fikrimi çok kere değiştirdim)
Guess i was born to make mistake (sanırım hata yapmak için doğdum)
But i aint scared to take the weight (bu ağırlığı taşımaktan korkmuyorum)
So when i stumble off the path (yani yolumdan tökezlediğimde)
I know my heart will guide me back (kalbimin bana tekrar rehberlik edeceğini biliyorum)